20 Haziran 2007 Çarşamba

“Derin Türkiye”nin Derinliksiz Başbakanı

Başbakanımız yeni bir kavram attı ortaya. CNN Türk’te Uğur Dündar’ın sorduğu “Türkiye’de derin devlet var mı?” sorusuna “Derin devlet yok ancak AKP’nin önünü kesmeye çalışan bir derin Türkiye var” cevabını verdi.

Bunun üzerine bir polemik başlamış bile. Sazı eline alan döktürüyor. Herkes kendi açısından Başbakan’ın Derin Türkiye tabirinin alt metnini deşifre etmeye adamış kendini. Yalnız bu yorumların içinde bir tanesi var ki bakın Prof. Şerif Mardin Hoca ne demiş:

“Başbakanın her cümlesine bu kadar dikkat etmemek lazım. Kendisi bazen içinden nasıl geliyorsa öyle konuşuyor. Derin Türkiye kavramının hukuki, entelektüel bir boyutu olduğunu sanmıyorum. Bunun dışında askeri bir bürokrasinin varlığını ifade etmekse konu, bu zaten mevcut olan bir söylemdir.” (*)

Hay ağzınıza sağlık Hocam!

Sayın Başbakan’ın entelektüel birikimi hep merak ettiğim bir konu olmuştur. Okuduğu okullara bakalım: 1965 yılında Kasımpaşa Piyale İlkokulu'ndan, 1973 yılında ise İstanbul İmam Hatip Lisesi'nden mezun olmuş. Fark dersleri sınavını vererek Eyüp Lisesi'nden de diploma almış. 1981 yılında da Marmara Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi'nden mezun olmuş.


Acaba Başbakanımız en son hangi kitapları okumuştur? En sevdiği kitaplar, yazarlar, şairler (Necip Fazıl haricinde) kimlerdir? Dünya Siyaset Tarihi’nde en çok ilgisini çeken akım, fikir veya liderler kimlerdi?

Merak ettiğim diğer bir konu da Sayın Erdoğan bir siyasetçi ve sonrasında başbakan olmasaydı da sade bir Türk insanı gibi tahsili doğrultusunda bir meslek seçseydi ve iş başvurusunda bulunsaydı örneğin, acaba şu anda kendisini destekleyen veya desteklemeyen işadamları ve patronlar ona iş verirler miydi? Özgeçmişini, birikimini yeterli bulur ve kendisinden istifade ederler miydi?

Liseden ve üniversiteden beraber mezun olduğumuz ve sonrasında lisansüstü eğitimine devam etme yolunu seçen eski bir arkadaşım vardı. “Nedir bu kadar uğraştırıyorlar bizi? Üniversiteyse üniversite, yabancı dilse yabancı dil!” dediğimde bana “ Vallahi bu gidişle bütün masterları, doktoraları da bitirsen, kitap da yazsan, iş görüşmesine gittiğimizde bize, ‘Yook, yetmez. Şimdi bize farklılığınızı ve kalifiye olduğunuzu ispat etmek için Ay’dan toprak getirmeniz lazım’ diyecekler” cevabını vermişti de gülmüştük.

Sahi, Erdoğan’ı kalifiye bulurlar mıydı acaba?

Bir halkın en tepesindeki pozisyonlardan birinde olan kişinin en azından belli niteliklere, belli kalifikasyonlara sahip olması gerekmez mi? Eskilere yeri geldiğinde çok kızardık belki. Kimi politikalarını beğenmezdik, kimi zaman onların da basit, kendilerine yakışmayan beyanatlar vermelerine takılırdık. Yine de zamanında başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış bir Demirel’i, bir Ecevit’i, bir Özal’ı düşünüyorum da; onların bir kültürel derinliği, bilgisi, görgüsüyle, sofistike (dünya-hayat hakkında çok şey bilen, bilge) tavırlarıyla ağırlıklarını hissettirdiklerini hatırlıyorum.

Sayın Başbakanımızın da hatırladığım yer yer güzel beyanatları var tabii. Mesela bir şehit cenazesindeki isyanlara ve tepkilere, ‘ Ülkemizin doğusunda sürdürdüğümüz bir askeri mücadele var. Tabii ki istemeyiz askerlerimiz ölsün. Ama askerlik bu, kolay değil. Vatan için ölüm de var, sakatlık da; şehitlik de var, gazilik de. Elden ne gelir?’ anlamında söylemeye çalıştığı ama bizim milletçe yanlış yönlere çekip polemik konusu yaptığımız sözleri kendi kalitesini ortaya koyar nitelikteydi: “ Askerlik yan gelip yatma yeri değildir

Gerçi Türkiye’nin başbakanının öyle çok da nitelikli, dil bilen, bilgili, kültürlü, orijinal fikirleri olan biri olması da gerekmiyor. Nasılsa başkalarının (ABD, IMF, AB, vb.) dikte ettiği politikaları sadece uygulamak kalıyor bizimkilere. Hani şu yapı marketlerden satın aldığımız ev eşyaları gibi. Parçaları ve yapma-kullanma kılavuzunu alıyorsun, monte edip kullanıyorsun; o kadar.

Her halk hak ettiği gibi yönetilir derler. Biz de buna layığız işte.  Medyanın; akıllı, kültürlü köşe yazarlarının, fikir önderlerinin, patronların, güç odaklarının gazına gelip, çıkar çevrelerinin desteklediği ve bundan gayrı bir özelliği olması gerekmeyen kişilere oy vererek seçersek, sonra da düşünürüz böyle ‘Acaba Başbakan ‘yeni’ bir şey mi söyledi? Kimleri kastetti? Ne demek istedi?’ diye.

‘Çılgının biri bir kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış’  misali…




(*) Vatan Gazetesi, 20 Haziran 2007

20.06.2007, onpunto.com

6 Haziran 2007 Çarşamba

Eşcinsellik tercih midir?

Kına gecesi yapan lezbiyenler, ülkemize tur düzenleyen lezbiyen turist grubu, Antalya’da açılan gay oteli filan derken günlerdir pek fazla gündemimizde eşcinsellik konusu.

Birçok kişi, yazar, çizer bu konuda fikrini söylüyor. Bu konuşmalarda ve yazılarda en çok geçen iki sözcük var: ‘cinsel tercih’ . Kimileri “insanların cinsel tercihlerine müdahale etmek haksızlıktır” derken, bazıları da “cinsel tercihleri onları ilgilendirir, niye bizim gözümüze sokuyorlar” gibi yorumlar yapıyor.

İyi, güzel de cinsel tercih diye bir şey olabilir mi gerçekten? Yani bir kişi , “ben karşı cinsle birlikte olmayı seçiyorum” ya da “hemcinslerimi seçiyorum.” diyor mudur sahiden?

Bunun adı olsa olsa cinsel yönelim (eğilim)olabilir bana göre. Bir insan durduk yerde ‘ben karar verdim, en iyisi eşcinsel olayım’ diyor mudur? Hele ki sadece ülkemizde değil dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile çoğunluğu oluşturan heteroseksüellerin bitmek bilmeyen aşağılamalarına, hor görmelerine, olası hakaretlerine maruz kalmayı göze alacak kişinin bunu bilinçli olarak seçmesini getirebilir misiniz gözünüzün önüne?

Eşcinsellik hastalık mıdır, değil midir konusuna girmek gelmiyor içimden ama tıp literatüründe eşcinsellik çok uzun süredir tedavi gerektiren bir hastalık olarak kabul edilmiyor.

Doğada da eşcinsel hayvanların varlığını göz önüne aldığımızda, onların da cinsel tercihlerinden söz edemeyiz herhalde değil mi? Tabii, fantezi yapıyorlarsa onu bilemeyiz!

Öyle veya böyle cinsel yönelim bir kişinin seçtiği bir şey değil, ancak başına gelen bir durum olabilir. Bununla yüzleşip, cesaretle yaşayıp yaşamamak; işte o bir tercihtir. Ve tüm zorluklara karşın bunu cesaretle göğüsleyen insanlar, ister sevin ister sevmeyin, her şeyden önce derin bir saygıyı hak ediyorlar.

06.06.2007, onpunto.com