Bunun üzerine bir polemik başlamış bile. Sazı eline alan döktürüyor. Herkes kendi açısından Başbakan’ın Derin Türkiye tabirinin alt metnini deşifre etmeye adamış kendini. Yalnız bu yorumların içinde bir tanesi var ki bakın Prof. Şerif Mardin Hoca ne demiş:
“Başbakanın her cümlesine bu kadar dikkat etmemek lazım. Kendisi bazen içinden nasıl geliyorsa öyle konuşuyor. Derin Türkiye kavramının hukuki, entelektüel bir boyutu olduğunu sanmıyorum. Bunun dışında askeri bir bürokrasinin varlığını ifade etmekse konu, bu zaten mevcut olan bir söylemdir.” (*)
Hay ağzınıza sağlık Hocam!
Sayın Başbakan’ın entelektüel birikimi hep merak ettiğim bir konu olmuştur. Okuduğu okullara bakalım: 1965 yılında Kasımpaşa Piyale İlkokulu'ndan, 1973 yılında ise İstanbul İmam Hatip Lisesi'nden mezun olmuş. Fark dersleri sınavını vererek Eyüp Lisesi'nden de diploma almış. 1981 yılında da Marmara Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi'nden mezun olmuş.
Acaba Başbakanımız en son hangi kitapları okumuştur? En sevdiği kitaplar, yazarlar, şairler (Necip Fazıl haricinde) kimlerdir? Dünya Siyaset Tarihi’nde en çok ilgisini çeken akım, fikir veya liderler kimlerdi?
Merak ettiğim diğer bir konu da Sayın Erdoğan bir siyasetçi ve sonrasında başbakan olmasaydı da sade bir Türk insanı gibi tahsili doğrultusunda bir meslek seçseydi ve iş başvurusunda bulunsaydı örneğin, acaba şu anda kendisini destekleyen veya desteklemeyen işadamları ve patronlar ona iş verirler miydi? Özgeçmişini, birikimini yeterli bulur ve kendisinden istifade ederler miydi?
Liseden ve üniversiteden beraber mezun olduğumuz ve sonrasında lisansüstü eğitimine devam etme yolunu seçen eski bir arkadaşım vardı. “Nedir bu kadar uğraştırıyorlar bizi? Üniversiteyse üniversite, yabancı dilse yabancı dil!” dediğimde bana “ Vallahi bu gidişle bütün masterları, doktoraları da bitirsen, kitap da yazsan, iş görüşmesine gittiğimizde bize, ‘Yook, yetmez. Şimdi bize farklılığınızı ve kalifiye olduğunuzu ispat etmek için Ay’dan toprak getirmeniz lazım’ diyecekler” cevabını vermişti de gülmüştük.
Merak ettiğim diğer bir konu da Sayın Erdoğan bir siyasetçi ve sonrasında başbakan olmasaydı da sade bir Türk insanı gibi tahsili doğrultusunda bir meslek seçseydi ve iş başvurusunda bulunsaydı örneğin, acaba şu anda kendisini destekleyen veya desteklemeyen işadamları ve patronlar ona iş verirler miydi? Özgeçmişini, birikimini yeterli bulur ve kendisinden istifade ederler miydi?
Liseden ve üniversiteden beraber mezun olduğumuz ve sonrasında lisansüstü eğitimine devam etme yolunu seçen eski bir arkadaşım vardı. “Nedir bu kadar uğraştırıyorlar bizi? Üniversiteyse üniversite, yabancı dilse yabancı dil!” dediğimde bana “ Vallahi bu gidişle bütün masterları, doktoraları da bitirsen, kitap da yazsan, iş görüşmesine gittiğimizde bize, ‘Yook, yetmez. Şimdi bize farklılığınızı ve kalifiye olduğunuzu ispat etmek için Ay’dan toprak getirmeniz lazım’ diyecekler” cevabını vermişti de gülmüştük.
Sahi, Erdoğan’ı kalifiye bulurlar mıydı acaba?
(*) Vatan Gazetesi, 20 Haziran 2007
20.06.2007, onpunto.com
Bir
halkın en tepesindeki pozisyonlardan birinde olan kişinin en azından belli niteliklere,
belli kalifikasyonlara sahip olması gerekmez mi? Eskilere yeri geldiğinde çok
kızardık belki. Kimi politikalarını beğenmezdik, kimi zaman onların da basit, kendilerine
yakışmayan beyanatlar vermelerine takılırdık. Yine de zamanında başbakanlık ve
cumhurbaşkanlığı yapmış bir Demirel’i,
bir Ecevit’i, bir Özal’ı düşünüyorum da; onların bir kültürel
derinliği, bilgisi, görgüsüyle, sofistike (dünya-hayat hakkında çok şey bilen,
bilge) tavırlarıyla ağırlıklarını hissettirdiklerini hatırlıyorum.
Sayın
Başbakanımızın da hatırladığım yer yer güzel beyanatları var tabii. Mesela bir şehit
cenazesindeki isyanlara ve tepkilere, ‘ Ülkemizin
doğusunda sürdürdüğümüz bir askeri mücadele var. Tabii ki istemeyiz
askerlerimiz ölsün. Ama askerlik bu, kolay değil. Vatan için ölüm de var,
sakatlık da; şehitlik de var, gazilik de. Elden ne gelir?’ anlamında
söylemeye çalıştığı ama bizim milletçe yanlış yönlere çekip polemik konusu
yaptığımız sözleri kendi kalitesini ortaya koyar nitelikteydi: “ Askerlik yan gelip yatma yeri değildir”
Gerçi
Türkiye’nin başbakanının öyle çok da nitelikli, dil bilen, bilgili, kültürlü,
orijinal fikirleri olan biri olması da gerekmiyor. Nasılsa başkalarının (ABD,
IMF, AB, vb.) dikte ettiği politikaları sadece uygulamak kalıyor bizimkilere. Hani
şu yapı marketlerden satın aldığımız ev eşyaları gibi. Parçaları ve yapma-kullanma
kılavuzunu alıyorsun, monte edip kullanıyorsun; o kadar.
Her
halk hak ettiği gibi yönetilir derler. Biz de buna layığız işte. Medyanın; akıllı, kültürlü köşe yazarlarının,
fikir önderlerinin, patronların, güç odaklarının gazına gelip, çıkar çevrelerinin
desteklediği ve bundan gayrı bir özelliği olması gerekmeyen kişilere oy vererek
seçersek, sonra da düşünürüz böyle ‘Acaba Başbakan ‘yeni’ bir şey mi söyledi? Kimleri
kastetti? Ne demek istedi?’ diye.
‘Çılgının biri bir
kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış’ misali…
(*) Vatan Gazetesi, 20 Haziran 2007
20.06.2007, onpunto.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder