Dün akşam oturmuş annemle karşılıklı sohbet ediyorduk. Sonra annem şu ağda gibi uzayıp, bitmek bilmeyen televizyon dizilerinden birini* izlemek üzere televizyonu açtı. Ben de bilgisayarımı.
Konsantre olmuş bir şekilde internette sörf yaparken, bir süre sonra televizyondan gelen sesler dikkatimi çekmeye başladı. Arada göz atmaya başladım. Esas kız esas oğlana öyle şeyler söylüyordu ki ister istemez iyice kulak kabartır buldum kendimi. Anladığım kadarıyla bu ikisi uzun bir ayrılık sürecinden sonra bir şekilde karşılaşmışlar ve kızın ayrıldıktan sonra gizlice çocuğun yaşadığı şehre gidip onu uzaktan bir süre izlemiş olduğu ortaya çıkıyordu. Kız önce inkar edip durdu, sonra da güzel gözlerinden yaşlar fışkırtarak şuna benzer bir tirad attırdı:
"Evet, geldim! Çünkü beni terkedip giden kalpsiz adamı öyle özlemiştim ki. Uzaktan da olsa görmek, hissetmek, biraz olsun yakınlaşmak istedim. Yanına gelip 'Sensiz yapamıyorum, sen de bensiz yapamazsın' demek istedim. Ama yapamadım. Ne kadar kızsam da, çok özledim. Sonra bu özlemle yaşamayı öğrendim. İçimdeki o hasretle barışıp yoluma devam etmek zorundaydım..."
Esas oğlan "Neden yanıma gelmedin? Beni kendime getirmedin? Bu kadar zamanı neden kaybettik?" dediğindeyse kızın cevabı çok tanıdıktı: " Ne tepki vereceğini bilemezdim. Korktum. Acaba beni özlemiş miydin? Hala seviyor muydun? Yoksa önemsemiyor muydun? Bilemezdim..."
Ne kadar klişe değil mi?
Ve ne kadar gerçek...
Düşündüm ki acaba kaçımız bu şekilde sorularla, kırgınlıklarla, tedirginlik ve duraksamalarla, en önemlisi özlemlerle yolumuza devam etmeye çalışmayı seçmişizdir? Neden insanlar birini çok ama çok özledikleri halde ne cevap alacaklarını umursamaksızın bunu o kişiye söyleyemezler? Belki şehirden şehire gitmemişizdir ama , eminim birçoğumuz bu devirde internetten o özlediğimiz kişinin hakkında birşeyler bulmayı ümid ederek araştırma yapmışızdır. Benim yapmışlığım var şahsen. Belki bir resim, belki bir haber, birkaç satır birşey, herhangi birşey... Biraz olsun yakınlaşmak ümidiyle...
Haşmet Babaoğlu sık sık yazar: 'Aşk, özlemektir' diye. Öyle midir? Belki de aşk komple bir enayilik durumudur. Özleyip özleyip içinde bıraktığına göre...
Bilemedim... Bildiğim tek şey yaşamın çok kısa bir macera olduğu... Aşktır, değildir; lütfen, özlediklerinizi arayın, arayalım... Hele ki zaten kayıptaysanız daha fazla ne kaybedersiniz? Gurur mu? Ego mu? Eh, patlayalım o zaman egomuzla!
* Asi, Kanal D
16 Mayıs 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder