20 Ekim 2007 Cumartesi

Tehlikeli Kanıksama Halleri

Kanıksamak; yani insanın sürekli tekrarlanarak maruz kaldığı söz, davranış ve olaylardan giderek etkilenmeme hali. Öyle ki artık tepki veremez olursunuz. Öyle bıkmışsınızdır ki haliniz kalmaz, içinizden gelmez ve en kötüsü bir süre sonra bu duruma alışırsınız.

Kanıksama bir süre sonra yerini yanılsamaya bırakır ve önce size fark ettirmeden kanıksattırılan şey bir süre sonra size doğru olmasa bile normal gibi gelmeye başlar.

Çok tehlikeli…

Milliyet’teki 18 Ekim tarihli bir haber, bir süredir çeşitli konularda, satır aralarında ne kadar çok bu duruma maruz kaldığımızı düşündürttü bana.

Karayılan'dan küstah tehdit: Savaş Türk kentlerine yayılacak Kandil Dağı’nda The Times muhabiri ile görüşen PKK liderlerinden Murat Karayılan, olası bir sınır ötesi operasyona karşı sonuna kadar direneceklerini öne sürdü. Karayılan, "Savaşın Türk kentlerine yayılacağını" iddia ederek, "Savaş sadece Iraklı Kürdistan’da değil, Türkiye’nin kentlerinde de olacak" tehdidinde bulundu. (Milliyet,18 Ekim 2007)

Karayılan ilginç bir şekilde sanki bir ülkenin devlet başkanı gibi konuşuyor. Üstelik kendilerinin uyguladığı şiddeti ve buna karşı gördükleri tepkiyi sürekli tekrarlayarak, her fırsatta, bilinçli olarak “savaş” olarak tanımlayıp bunu cümle içinde öyle bir kullanıyor ki insanın aklına tersi gelmiyor. Yani tüm dünya kamuoyuna bunun bir savaş olduğunu yavaş yavaş kanıksatıyor ve ne üzücüdür ki bunda da başarılı oluyor.

Savaş dediğin iki veya daha çok taraflı olur. Karşılıklı olur. Hiçbir şeyden habersiz sokakta yürüyen, alışveriş yapan veya işyerlerinde çalışan insanları kendilerini savunma hakkı bile vermeden gizlice, fark ettirmeden, aniden ve topluca öldürürsen bunun adı savaş mı oluyor yoksa cinayet mi, katliam mı, terör mü?

Kürt sorunu bir gerçektir.
Ama PKK’nın uyguladığı şiddetin adı savaş değildir.
Ancak PKK ile ilgili haberlerde ve söylemlerde, içinde savaş kelimesi geçen her cümle çok ama çok tehlikeli bir biçimde kanıksamaya yol açıyor. Bu ise giderek meşruiyete dönüşme ihtimali içeriyor.

Tıpkı içinde ‘Ermeni Soykırımı’ kelimelerinin geçtiği cümlelerdeki gibi.

Tıpkı trafik kurallarına aldırmayan sürücülere tepki veremediğimiz ve insanların her gün bu sebepten ölmesine alıştığımız gibi.

Tıpkı çevremizde, giderek artan yeni yeşil sermaye zenginlerine ve onların sosyal ortamlardaki türbanlı ve badem bıyıklı yansımalarına artık şaşırmadığımız gibi.

Tıpkı sokak köşelerindeki simitçilerin bile mafyası olduğuna, o köşelerde simitçilik yapmak için bile birilerinden izin alınıp, haraç verildiğini öğrendiğimizde bile “Nasıl yani yahu?” demediğimiz gibi.

Aynen değnekçilere “sen de kim oluyorsun da benden park parası istiyorsun” demediğimiz gibi.

Tıpkı 9 yaşında bir çocuğun sokaklarda yatıp kalkıyor oluşunun bizi dehşete düşüreceği yerde “Ay, tinerci geliyor. Karşı kaldırıma geçelim” derken hiç düşünmediğimiz gibi.

Tıpkı ana haber bültenlerinde ve büyük gazete sayfalarında yer alan magazin safsatalarının inanılmaz biçimde giderek artan oranından dolayı aslında ülkede neler olup bittiğinden habersiz oluşumuzdan şikâyetçi olmadığımız gibi.

Tıpkı her gün istikrarla gelmeye devam eden şehit haberlerinden artık etkilenmediğimiz gibi.

İşte böyle böyle her şeyi ama her şeyi zamanla kanıksıyoruz işte.

Ne yapalım bilmem ki.

Korkarım yine “çakkıdı çakkıdı” oynamak dışında elimizden bir şey gelmeyecek. Tabii oynamaya hali olmayanlarımızı saymıyorum çünkü kanıksadık onları!



Not: Bir arkadaşım facebook’tan bir grup üyeliği davetiyesi göndermiş. Kısaca “Ermeni Soykırımı yoktur” anlamında uzun bir cümleden oluşan bir adı var grubun. Hayır, üye olmadım. Çünkü karşı çıkarken bile ikide bir marka gibi o iki kelimeyi kullanırsanız bunun kanıksanmasına yardımcı olup karşı tarafın ekmeğine yağ süreceğini düşünüyorum. Bunun yerine “Ermeniler’in 1915 öncesinde Türkler’e neler yaptığını biliyor musunuz?” gibi bir cümle bana daha etkili geliyor doğrusu.


20.10.2007, onpunto.com

Hiç yorum yok: