Yıllar önce bir gece, geç vakit bir davetten dönüyordum. Tek başıma (yoksa kadın başıma mı demeliyim!) arabamla yan sokakların birinden Bağdat Caddesi’ne döndüm ve peşime bir polis arabası takıldı. Sağa çekmemi işaret ettiler. Durdum. Önümde duran polis aracından bir polis memuru indi ve tuhaf bir şekilde arabamın sağına doğru yönelip kapıyı açtı. Ben ‘ne yapıyor?’ diye düşünürken kafasını içeri doğru uzatıp ehliyetimi ve ruhsatımı istedi. Evrakı verirken ‘sol camım ne güne duruyor?’ diye düşünmeden edemedim. İnceledikten sonra hiç de profesyonelce olmayan bir tavırla, gülerek “Rizeli misiniz?” dedi. Kanımın yavaş yavaş başıma doğru harekete geçtiğini hissettim ve içimden alkol kullanmamış olmama şükrederken sorusuna nazik bir şekilde cevap verdim ve ne için durdurulduğumu sordum. “Yanlış yerden döndünüz” dedi. “Hayır, yanlış yerden dönmedim. Zaten daha yeni çıktım ve döndüğüm yer de şurası.”dedim. Cevap vermedi. Ehliyetime bakmaya devam ediyordu. “Ehliyeti de C almışsınız” dedi. İlginç bir şekilde konuşmayı tekrar hemşerilik ve havadan sudan konulara getiriyor ve resmen sohbet açmaya çalışıyordu. Bir ara yan koltuğa bile oturabileceğini hissettim. Daha fazla dayanamayıp hafif sertçe “Pardon, bu konuşmayı neden yapıyoruz? Beni ne için durduğunuzu öğrenebilir miyim? Alkollü değilim. Yanlış da dönmedim.” dediğim anda adamın suratındaki cüretkar gülümseme bir anda dondu ve fikrini zikrine dönüştürdü: “Bacım, yanlış anlamayın. Biz gecenin bu vakti acaba alkollü mü dedik. Bizim yanlışımız olmaz. Aklınıza kötü şeyler getirmeyin canım. Buyurun ruhsatınız, iyi yolculuklar” diyerek geri adım attı. Biraz önce yanlış yerden döndüğümü söyleyen aynı kişiydi oysa. Gecenin o vakti, davetten döndüğüm için saçım, makyajım ve kıyafetim şıktı ve hepsinden önemlisi yalnızdım. Yorumu size bırakıyorum.
Bu anlattığım olay olduğunda henüz AB uyum yasaları, CMUK, vs. yoktu. Beni istedikleri gibi durdurup, arayabilirlerdi. Hatta gözaltına bile alsalar ne yapabilirdim bilemiyorum. Düşünmek bile istemiyorum. Tamamiyle keyfi bir durdurma ve yoklama(!) olayıyla karşı karşıyaydım.
Yıllar sonra AB uyum yasalarıyla bu keyfiyete yol açmayacak şekilde standartlarımız bir hukuk devletine yaraşır şekilde yükseldiği için gururlanır ve mutlu olurken Adalet Komisyonu’ndan geçen Polis Yetki Artırımı yasa teklifini duyduğumda ve okuduğumda neler hissettiğimi tahmin edersiniz.
İşte size bazı maddelerden seçmeler:
“Polis, DNA ve biyometrik bilgiler de dahil olmak üzere kişisel bilgileri, kişilerin rızası olmasa da toplayıp derleyebilecek.”
“Polis, silah ruhsatı, sürücü belgesi ve pasaport için başvuran, polis ya da özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilen, vatandaşlık başvurusunda bulunanlarla, gözaltına alınan herkesin parmak izin alacak. Alınan parmak izleri Emniyet bünyesinde oluşturulan bir sisteme kaydedilecek. Kayıttan 80 yıl sonra sistemden silinecek.”
“Şüpheli bir kişi, gözaltına alınana kadar, polisin istediği kadar alıkonulabilecek.”
“Polis şüphelenirse, istediği herkesi rahatlıkla durdurup arayabilecek. Durmayan kişi ve araçlara karşı zor kullanılabilecek.”
“Polis, durdurduğu kişi üzerinde silah olduğundan şüphelenirse, gerekli tedbiri aldıktan sonra giysilerini çıkarmasını isteyebilecek.”
“Polis, hakim kararı ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amirin yazılı emriyle, kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kağıtlarını ve eşyasını arayabilecek.”
Yani artık keyfi olarak, istismara çok açık bir şekilde kenara çekilebileceğiz(!) demektir. Temel insan hak ve özgürlükleri konusuna girmiyorum bile.
Hukuk reformunu bir türlü yapamamış olan Türkiye, AB sürecinde en azından gayret ediyorken, bu Polis Devleti zihniyeti ile resmen geriye doğru hamle yapıyor. Ama son aylarda ülkenin yaşadığı zincirleme olaylara bakıldığında bir yerlere doğru bir şekilde sürüklendiğimiz de açık.
Hadi bakalım Mehter Alayı! İki ileri, bir geri!
29.05.2007 , onpunto
29 Mayıs 2007 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder