
Mehmet Altan ve Ahmet Altan kardeşleri İkinci Cumhuriyet tezini ortaya attıkları günlerden beri biraz kuşkuyla, biraz da merakla takip ederim belki birçoklarımız gibi.
Bir yandan binbir çileyle, zorlukla, kanla ve devrimle kurulmuş olan Cumhuriyet’i ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü yer yer insafsızca, tarihsel zamanından bağımsız ve nefrete varan aşırı tepkisel bir şekilde yerden yere vurmalarına fena halde içerlerken diğer taraftan da yönelttikleri eleştirilerin doğruluk payını tartar ve zaman zaman hak da veririm. Hem kızar, hem kulak veririm ve böyle gelgitler içinde yine de takibi bırakmam.
Ahmet Altan’ı Taraf Gazetesi’ni kurup başına geçtiğinden beri ise daha çok şaşkınlıkla izliyorum. Yazılarını bir romancı derinliğinden özellikle arındırarak zeka seviyesi en düşük kişilerin bile anlayabilmesi için olsa gerek- en basit dille yazışı, fikirlerini irdeleyerek anlatmak yerine daha çok dikte eder hali, pazarlama ve satış eğitimi görmüşlerimizin çok iyi bildiği satış kapama dediğimiz (closing) soru sorarak ikna etme taktiğini uygulayan demagojiye çalan üslubu, yer yer saldırganlaşan tavrı…
Bazı aklı selim yazılarında yaptığı tespitlere katılmamak elde değil. Gerçek bir demokrasi ve özgürlük talebinin nesi yanlış?
Evet, bu ülkede hala bir Genelkurmay Başkanı büyük bir toplantı organize edip, bir başöğretmen edasıyla iç ve dış politikayla ilgili görüşlerini sıralıyor ve bunu neredeyse tüm TV kanalları canlı bağlantıyla duyuruyor ve bizlere bu çok normal geliyorsa burada bir yanlışlık var demektir. Askerin kendisini ülkenin gerçek sahibi gibi görüp ülkeyi yönetme sevdasından vazgeçmesi gerekir.(Asıl Sorun-Ahmet Altan-Taraf Gazetesi-15.04.2009)
Evet, Cumhuriyetimiz kurulduğundan beri Kürt sorununu bir türlü çözüme kavuşturamadı, hatta yatıştıramadı bile.
Çağdaş uygarlık seviyesini yakalama konusunda dünya sıralamasında hala çok acıklı yerlerdeyiz. Çok doğru.
Medyamız resmi devlet politikalarının güdümünde haber yapmakta veya yapmamaktadırlar. Ülkemizde gerçek bağımsız bir medyadan söz edebilmek çok anlamlı değil.
Evet, şimdilerde adı Ergenekon olan kontrgerilla diye bir örgütlenmenin varlığını yıllar evvel Başbakan Ecevit’in bizatihi kendi ağzından duymadık mı? Onbinlerce insanın ölümünden, karanlık olaylardan, ülkeyi kargaşalara tuhaf yollara manipüle etmek için pis oyunlar oynamaktan sorumlu değil mi bu karanlık güçler? Çok uzun zamandır bildiğimiz gerçekler değil mi bunlar? Ahmet Altan Tehlikeli Masallar (Can Yayınları, 1996) adlı romanında 90’lı yıllarda Güneydoğu’da yaşanan faili meçhul cinayetleri konu etmemiş miydi?
Ergenekon davasını ciddiyetle ele almak gerekir. Hepimiz darbelerden ve darbecilerden yıllarca yeterince acı çekmedik mi?
Evet, tamam, tüm bu eleştirilerin, tespitlerin çoğuna gerçekten katılmadan edemiyorum.
Fakat kendi kendini bitirmiş, varlıklarını yitirmiş, kül olmuş bir imparatorluktan devrimle doğmuş olan ve yalnızca 85 yaşında olan bir Cumhuriyet’e ve onun kurucusuna özetle ‘Beceremediniz işte, Batı medeniyetine yetişemediniz, berbat bir şey ortaya çıkarttınız’ diyerek bu kadar acımasızca yüklenirken insafsızlık etmiş olmuyor musunuz Sayın Altan? Modernleşmeyi başlatan, sanayi devrimine yol açan Fransız Devrimi’nden bu yana yaklaşık 250 yıl geçmiş. Zihniyet ve aydınlanma devrimi Rönesans’ı saymıyorum bile. Bugünkü batı demokrasisine ve medeniyetine ulaşamadığı için yerden yere vurduğunuz, kıyaslama yaptığınız 85 yıllık Cumhuriyet evet, ulusunun zihniyetini, kültür seviyesini yaşayış tarzının şekli kadar hızlı değiştiremedi. Haklısınız.
Geri kalmış bir toplum olmaktan pek de kurtulamadık.
Hepsinde haklısınız.
Asker meselesinde ve Ergenekon davasının ciddiyetle ele alınması konusunda da haklı tespitleriniz var. Fakat gözden kaçırdığınız ya da bakmak istemediğiniz bir nokta var.
Hani Çetin Altan'ın sıkça vurguladığı ve benim de açıkçası yine hak verdiğim cami parfümlü siyaset ile kışla parfümlü siyaset arasındaki sıkışmışlık durumu şimdilerde tamamen tehlikeli bir biçimde kutuplaşarak tırmanıyor. Farkında değil misiniz? Kitleler farkında olarak veya olmayarak bir şekilde manipüle ediliyorlar bugünlerde yine ne yazık ki. Her iki tarafın bağnazları çoğalıyor. Her iki tarafın şovenistleri ve hatta faşistleri…
Bir tarafta dinci cemaatler örgütleniyor, diğer tarafta onlara karşı laik Atatürkçü cemaatler örgütleniyor. Herkes kılıçlarını kuşanıyor.
Neden oluyor bunlar dersiniz? Neden bu çıkmazdan kurtulamıyoruz?
Çünkü Cumhuriyet bir devrimdi. Her devrim kendi karşı devrimcisini üretir. Hala devrim-karşı devrim çatışması içindedir ülkemiz ne yazık ki. Karşı devrim tehlikesine karşı, devrimci ruhların refleksleri hala çok aktif, çok taze, çok dinç. Ve bunların başında da ordu geliyor. Beğenirsiniz beğenmezsiniz bu böyle bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Buradan darbeyi filan savunduğum sanılmasın. Sadece durum tespiti yapmaya çalışıyorum.
Darbeciler tasfiye ediliyor diye çılgınca alkış tuttuğunuz Ergenekon Davası ise Sayın Altan, işte tam da bu iki kutbun savaşının devamı olmaktan öte bir şey değil. Ergenekon Davası’nın sonuçlanmasıyla birlikte darbeciler, gizli servis bağlantılı karanlık örgütler tasfiye edildi diyelim ki. Çok da güzel olurdu. Kontrgerilla ortadan kalkacak mı sanıyorsunuz? Her iktidar kendi kontrgerillasını oluşturabilir. Birileri gider, ötekiler gelir. Yani bu hesaplaşmadan yeni ve demokratik bir ikinci cumhuriyet çıkmaz. Çıksa çıksa yeni kavgalar, yeni husumetler çıkar. Önemli olan zihniyetlerin değişmesidir. Demokrasinin, medeniyetin, birarada yaşamanın özümsenmesidir.
Bu iki kutuplu mengeneden yakın bir zamanda nasıl çıkacağımız sorusu havada asılı duruyor hala.
Peki, Ahmet Altan çıkış yolu olarak ne öneriyor ona bakalım:
“Güney Kore’nin en büyük özelliği, komünist Kuzey Kore’nin komşusu olmasıydı.
Batı, aynı ülkenin “komünizmi” seçen parçasıyla, “kapitalizmi” seçen parçası arasındaki farkı bütün dünyaya göstermek, kapitalizmin “üstünlüğünü” Güney Kore üstünden kanıtlamak için harekete geçti.
1950’li yıllarda bir çöplük olan Güney Kore, “kapitalizmi seçen fakir ülkenin” nasıl zenginleştiğinin gösterilmesi için bir “model” olarak kullanıldı.
Kapitalist Batı bu “modelle” övündü.
….
Benim anlayabildiğim kadarıyla, Batı dünyası, özellikle de Amerika, bütün İslam âlemine, “laikliği, demokrasiyi” benimsemiş bir Müslüman ülkenin ne kadar başarılı ve zengin olabileceğini Türkiye üstünden kanıtlamak istiyor.
İlk çıktığı seyahatte Türkiye’ye gelen Obama, bizim parlamentoda yaptığı konuşmada, “11 Eylül’ün Bush kimliğinde simgeleşen çatışmacı, savaşçı, düşman ruhunun sona erdirildiğini” ve “barış döneminin” başladığını bütün dünyaya açıkladı.
….
Türkiye’nin kendisine biçilen “rolü” becermesi, zengin olması ve örnek haline gelmesi için yapması gerekenler de açıkça belirtildi.
Önemli olan Müslümanlıkla laikliği birarada yaşatabilmek.
Mutlu ve zengin bir ülke olmak için her türlü desteği bulacağız.
Tarih, bize büyük bir imkân sunuyor.
“Makûs talihimizi” yenebileceğimiz bir fırsat bu.
Eğer, dünyanın, tarihin ve çağın bizden istediklerini gerçekleştirmenin bizim yararımıza olduğunu anlayabilir ve bunları gerçekleştirecek enerjiyi gösterebilirsek, çok kısa bir süre sonra, bugüne dek hiç bilmediğimiz bir huzurun ve refahın içinde yaşayacağız.”
(Elhamdülillah laikiz- Ahmet Altan-Taraf Gazetesi, 07.04.2009)
Ah, Ahmet Altan!
Amerika’nın yeni moda politikası bu ve biz de zengin olacağız, öyle mi?
Biz kendimizi düzeltemiyoruz bari Batılılar bizi düzeltsin.
Onların da işlerine geliyor nasılsa bizim de işimize geliyor.
Win-win situation!
Ben sizin gerçekten bu kadar saf olduğunuza inanmak istiyorum. Gerçekten…
Amerika daha dün bizi model bir Ilımlı İslam ülkesi yapmak istiyordu. Yeşil kuşakla başlayıp, dinci parti ve cemaat ötgütlenmeleriyle vs. giderek İslamlaştık. Şimdi laik-müslüman modern bir ülke olmamızı istiyor.
Yarın? Yarın nasıl bir fikir atacaklar acaba ortaya bizim hayrımıza?!?
Hem yeni bir fikir oluşumu galiba bu! Yani hem Müslüman çoğunluk olup hem laik, demokratik ve çağdaş bir cumhuriyet olmak. Amerikalıların fikri!
Sahi bu Birinci Cumhuriyet Amerikalıların yeni (!) fikri olduğuna göre sizin İkinci Cumhuriyet kime karşı ve ne zaman kurulacak?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder